29 Şubat 2012 Çarşamba
28 Şubat 2012 Salı
27 Şubat 2012 Pazartesi
26 Şubat 2012 Pazar
25 Şubat 2012 Cumartesi
24 Şubat 2012 Cuma
Senden Bana Kalan
Bir
deniz kazasında eşi ağır yaralanan ve Hawai’de büyük bir
arazinin mirasçılarından olan Matt, kaza sonrasında iki kızıyla
yeniden bir bağ kurmaya çalışır.
Mizahla
dramın bir arada barındığı hikâye, duygusal yönü de ağır
basan etkileyici bir yapıt.
Fragman:
Türkçe
Altyazılı / Orijinal
23 Şubat 2012 Perşembe
22 Şubat 2012 Çarşamba
Bir Yudum Sevgi
Bazen "su" olmak lazım , sessiz sakin.!
Bazen "sel" olmak lâzım , öfkeli ve hırçın.!
Bazen "mum" alevi olmak lâzım , sabırla tükenmeyi bekleyen..!
Bazense "volkan" olmak lâzım , önüne gelen her şeyi hızla tüketen.!
Kimine "su" olacaksın kimine "sel"!
Kimine "mum" olacaksın kimine "volkan".!
Kime ne olursan ol, ama Allah'tan başkasına asla "kul" olma...
21 Şubat 2012 Salı
20 Şubat 2012 Pazartesi
19 Şubat 2012 Pazar
18 Şubat 2012 Cumartesi
17 Şubat 2012 Cuma
Fetih 1453
Hollywood
standartlarındaki etkileyici prodüksiyonuyla bugüne kadar
Türkiye’de gerçekleştirilen en iddialı yapım olan Fetih 1453,
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethini en gerçek haliyle
gözler önüne seriyor. Film altyapısından senaryosuna, kullandığı
teknolojiden dekor ve kostümlerine kadar birçok ilke imza atıyor.
Sadece sanal gerçeklik teknolojisine 2 milyon dolar bütçe ayıran
film, Türkiye’de yapılan en görkemli film oldu.
16 Şubat 2012 Perşembe
Sevgilerde
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
Siz böyle olsun istemezdiniz
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.
Behçet Necatigil
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
Siz böyle olsun istemezdiniz
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.
Behçet Necatigil
15 Şubat 2012 Çarşamba
14 Şubat 2012 Salı
13 Şubat 2012 Pazartesi
Dişi Sinek
Adam mutfakta raketle sinek avlıyormuş.
Karısı içeri girmiş ve sormuş:
" Ne yapıyorsun? "
" Sinek avlıyorum."
" Kaç tane etkisiz hale getirdin?"
" 6 tane; üçü dişi, üçü erkek... "
" Nasıl anladın? "
" Üçü bira kutusunun üstündeydi, üçü de telefonun üstünde..."
Karısı içeri girmiş ve sormuş:
" Ne yapıyorsun? "
" Sinek avlıyorum."
" Kaç tane etkisiz hale getirdin?"
" 6 tane; üçü dişi, üçü erkek... "
" Nasıl anladın? "
" Üçü bira kutusunun üstündeydi, üçü de telefonun üstünde..."
Tecrübe
Ustaya başarısının sırrını sormuşlar.
"Doğru kararlar"demiş.
Sürekli, nasıl doğru karar alabildiğini öğrenmek istemişler.
Tek kelimeyle cevap vermiş.
"Tecrübe."
Peki tecrübe denen bu şeyin sırrı neymiş?
Usta, derinnn bir iç geçirmeden sonra şöyle demiş.
" Yanlış kararlar."
"Doğru kararlar"demiş.
Sürekli, nasıl doğru karar alabildiğini öğrenmek istemişler.
Tek kelimeyle cevap vermiş.
"Tecrübe."
Peki tecrübe denen bu şeyin sırrı neymiş?
Usta, derinnn bir iç geçirmeden sonra şöyle demiş.
" Yanlış kararlar."
Sevmek
"Mükemmel biri mi?"
" Hayır."
" Çok mu güzel?"
" Hayır."
" Çok mu zeki?"
" Hayır. "
" Peki öyleyse neden o?"
" Bazen yalnızca seversin. "
" Hayır."
" Çok mu güzel?"
" Hayır."
" Çok mu zeki?"
" Hayır. "
" Peki öyleyse neden o?"
" Bazen yalnızca seversin. "
12 Şubat 2012 Pazar
11 Şubat 2012 Cumartesi
Duyguların Rengi
1960'larda,
Mississippi'de geçen film, sosyal kuralları yıkan ve kendilerini
tehlikeye atan gizli bir yazı projesi etrafında sıra dışı bir
dostluk kuran 3 farklı ve olağanüstü kadının ilişkisini
anlatıyor. Eugenia, yeni mezun olmuştur ve bir yazar olarak
çalışmak amacındadır. Aibileen, hayatı boyunca beyazların
evlerinde çalışmıştır. Minny ise, 33 yaşında, iyi aşçı
olan bir hizmetçidir
.Basın Bülteni: Uzun / Kısa
.Basın Bülteni: Uzun / Kısa
Marilyn ile Bir Hafta
Sir
Laurence Olivier, Marilyn Monroe ve o dönem kocası Aurthur Miller'ı
merkezine alan film, asistan Colin'in gözünden Marilyn Monroe'nun
İngiltere'de geçen bir haftasını anlatıyor. Miller,
İngiltere'den bir süre ayrılmak zorunda kaldığında genç
asistana da, güzel aktristi İngiliz sosyetesi ile tanıştırmak ve
eğlendirmek görevi düşüyor.
10 Şubat 2012 Cuma
Jack ve Jill
Jack,
ikiz kız kardeşi Jill’i saymazsak kusursuz bir hayat
yaşamaktadır. Her yıl şükran gününde, hayatını alt üst eden
kız kardeşinin ziyaretine katlanmak zorundadır. Hafta sonunu
kapsayacak bu ziyaret bir aya uzadığında, kardeşler sadece
ikizlerin yapabileceği şekilde birbiriyle tartışır ve alay
ederler. Jack, hiç gitmeyecek sandığı Jill’i göndermek için
çeşitli plânlar yapar.
Sürücü
Hollywood'da
dublörlük yapan ve iyi araba kullanabildiği için geceleri de
soygunlara katılan araba sürücüsünün hayatı, komşusu
Irene'nin hapisteki kocasına yardım etmeyi kabul etmesiyle daha da
tehlikeli bir hale bürünür. Bir anda Los Angeles'ın en tehlikeli
adamlarının hedefi olur. Kendisinin, Irene'in ve oğlunun hayatını
da kurtarmak için yapacağı tek şey iyi araba sürmektir.
Fragman:
Türkçe
Altyazılı / Orijinal
9 Şubat 2012 Perşembe
8 Şubat 2012 Çarşamba
Akıl
Akıl hastanesini ziyareti sırasında adamın biri sorar:
" Hastanızın iyileştiğini nasıl anlıyorsunuz?"
" Bir küveti suyla dolduruyoruz. Sonra hastaya bir kaşık, bir fincan ve bir kova veriyoruz. Küveti boşalt diyoruz."
" Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder tabii ki. Çünkü kova, kaşık ve fincandan büyük."
Doktor itiraz eder:
"Normal insan küvetin tıpasını çeker."
" Hastanızın iyileştiğini nasıl anlıyorsunuz?"
" Bir küveti suyla dolduruyoruz. Sonra hastaya bir kaşık, bir fincan ve bir kova veriyoruz. Küveti boşalt diyoruz."
" Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder tabii ki. Çünkü kova, kaşık ve fincandan büyük."
Doktor itiraz eder:
"Normal insan küvetin tıpasını çeker."
7 Şubat 2012 Salı
Yürek meselesi
Bir Hint masalına göre bir fare, kedi korkusundan ötürü devamlı endişe içinde yaşamaktadır. Büyücünün biri, fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan mutluluk duyacağı yerde, bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü, onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkân yok. Onu gene eski haline döndürür. Ve der ki:
"Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem."
Vazgeçmeyin
Sevdiği kıza kavuşamadığı için çekip gitmek isteyen gence, bilge adam sorar:
" Mecnun Leyla'sından vazgeçti mi? "
" Hayır."
" Kerem ateşten kaçtı mı?"
" Hayır."
" Ferhat dağları delmekten korktu mu? "
" Hayır."
" Ya Kocadağlı Ahmet?"
Bir süre susup düşündükten sonra genç sorar:
" Onu hiç duymadım."
Bilge cevap verir:
" Tabii duymazsın, Çünkü: O vazgeçti... Unutma,
vazgeçenler değil, mücadele verenler tarihe geçerler...
" Mecnun Leyla'sından vazgeçti mi? "
" Hayır."
" Kerem ateşten kaçtı mı?"
" Hayır."
" Ferhat dağları delmekten korktu mu? "
" Hayır."
" Ya Kocadağlı Ahmet?"
Bir süre susup düşündükten sonra genç sorar:
" Onu hiç duymadım."
Bilge cevap verir:
" Tabii duymazsın, Çünkü: O vazgeçti... Unutma,
vazgeçenler değil, mücadele verenler tarihe geçerler...
6 Şubat 2012 Pazartesi
5 Şubat 2012 Pazar
Yalnızım Çünkü Sen Varsın
"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim
ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz'a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun
yorgun Haliç'e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç
bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim
gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim
artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim
gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır
avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz'ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler
her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim
susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz'ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma
denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım
siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı
ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim
ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum
en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için
kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum
gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum
yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya
üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim
yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum
yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden
kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken
çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa
kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme
şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum
çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım
içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun
herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin
Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...
Eyvallah...
Kahraman Tazeoğlu
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim
ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz'a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun
yorgun Haliç'e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç
bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim
gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim
artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim
gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır
avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz'ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler
her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim
susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz'ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma
denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım
siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı
ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim
ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum
en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için
kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum
gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum
yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya
üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim
yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum
yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden
kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken
çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa
kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme
şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum
çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım
içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun
herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin
Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...
Eyvallah...
Kahraman Tazeoğlu
4 Şubat 2012 Cumartesi
3 Şubat 2012 Cuma
Güzel Günler Göreceğiz
Film, bir gün içerisinde İstanbul’da geçer. Beş farklı karakterin günlük hayatta kesişen yolları ve farkında olmadan birbirlerinin hayatına müdahalelerini anlatır.
Film, doğrusal olmayan kurgusu ile bütün hikâyeleri iç içe geçirerek anlatır. Bir günlük zaman dilimi; geriye, şimdiye ve ileriye atlanarak ilerler.
Basın Bülteni
Fotoğraflar
Web Sitesi
Fragman: 1 / 2
IMDb
Eş Ruhumun Eş Zamanı
Hayatlarında aynı şeyleri yaşayan bir kadın ve bir erkek. Evleniyor, boşanıyor ve bir oğulları oluyor. Geçmiş korkularının gölgeleri onları hep izliyor. Ama onlar yılmadan, pes etmeden umutla yollarına devam ediyor. Bir süre sonra kendilerini bir masal dünyasının içinde buluyorlar. Sevginin, insan yaşamına etkilerini gözler önüne seren gizemli bir öykü.
Basın Bülteni
Fotoğraflar
Web Sitesi
Fragman
IMDb
Savaş Atı
Genç Albert'le sevgili çiftlik atı Joey'nin 2. Dünya Savaşı'nın başlangıcında geçen hikâyesi. Joey, Albert'in babası tarafından bir İngiliz süvarisine satılır ve cepheye gönderilir. Joey, karşılaştığı bütün hayatları etkiler ve değiştirir. Joey'i unutamayan Albert, arkadaşını bulup eve getirmek amacıyla Fransa'daki savaş meydanına gitmek üzere evden ayrılır.
Basın Bülteni: Kısa / Uzun
Fotoğraflar
Web Sitesi
Fragman
IMDb
2 Şubat 2012 Perşembe
Anneden Öğütler
1 Şubat 2012 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)